Tom Clancy's Splinter Cell: Conviction
Sarper Seydioğlu

Sayfa 1

                Video incelememizde derince incelemediğimiz bazı yönlerine, arka planda kalmış bazı konulara yani oyunun bazı değinilmeyen detaylarına, daha doğrusu hikaye, tanıtım ve bu konulardaki eleştirilerimi okuyacaksınız. İlk olarak kötü yanlarından başlamak istiyorum.
  

                Conviction, ilk duyurulduğunda bize genel olarak daha farklı bir Sam Fisher profili sunuyordu: Saç-sakal birbirine karışmış halde, olabilediğince teknolojiden uzak duran ve halkın içinde göze batmamaya çalışan bir Sam Fisher. Saç sakalın karışık olmasıyla beraber, eski ve göze batmayan kıyafetler giyiyordu. Teknolojik ekipmanı yoktu ve kendini gizlemek için telefon dahi taşımazken halkın içinde bulunduğundan silah bile taşımamaya çalışıyordu. Yakın saldırılara ve buna bağlı olarak kombo saldırı sistemine sahip olacağı, çevredeki her şeyin dövüşürken bir silah gibi kullanılacağı vadediliyordu. Bunların yerine daha çok böyle kırpılmış bir oyunla karşılaştı seriyi takip edip, Conviction haberlerini okuyanlar. Vadedilen dövüş sistemi bir bakıma Assassins’s Creed II’nin bazı özelliklerine denkti. Bunlardan bahsetmek gerekirse: Yakın dövüşteki hareketlerin çeşitliliği, halkın içine karışarak görünmez olmak, polis veya ajanlardan gizlenmek, gerektiği zaman da onları sessizce öldürerek kayıplara karışmak ve daha serbest bir oyun tarzından bahsediliyordu. Gölgelerin içine gizlenmek yerine, günün her saatinde kalabalığın içinde kendini gizleyerek tek başına, kendi görevi hakkındaki bilgileri edinerek ilerleme gibi bir sistem bekleniyordu ilk açıklamalardan sonra.

                Onun yerine saçı sakalı düzgün, temiz günlük kıyafetler giyen ve hikayenin ortasına dalarak bir anda silahlı aksiyonla karşılaştık. İlk olarak gölge ve saklanmaya bağlı gizlilik sistemine geri dönüldüğünü ama eski derinliğe sahip olmadığını fark ettim. Son görüldüğümüz yerde seffaf bir şekilde o andaki izimiz kalıyor ve oradan uzaklşarak düşmanımıza sürpriz yapabiliyoruz. Bana kalırsa bu özellik çok iyi düşünülmüş ve oyuna renk katmış. Yakın dövüş sistemi ise ilk açıklanan sistemin aksine çok basit bir sistem olmuş. Bölümlerde konuşturmamız gereken düşmanları tutup sağa sola tek tuşla üç beş defa vurarak konuşturuyoruz ki bana kalırsa bu özellik çok boş olmuş. Yani oyun arası sinematiklerinde sadece tek tuşa basarak sonraki ekrana geçmek gibi olmuş. Tek eğlenceli yanı ise çevredeki üç-dört eşyanın nasıl kırılıp yamulduğunu görmek olabilir.

                Teknolojik olarak bana kalırsa yeterince gelişmiş araçlara sahibiz. Pompalı tüfekten makinelilere; desert eagle’dan çeşitli patlayıcılra kadar seçebeileceğimiz bir envantere sahibiz. İşin kötü tarafıysa bunlardan çoğunun ses çıkarıp anında dikkat çekmesi ve düşmanların hepsini üstümüze toplaması. Susturuculu silahların sayısı çok az olsa da bazı silahlar susturucu ile geçiştirilebiliyor. Oyuna eklenen achievement sistemi sayesinde de silahları ve senaryo haricinde zırhlarımızı geliştirebiliyoruz. Kullandığımız envai çeşit zamazingo da aksiyonu bir adım ileri taşıyor. Kontrollerin ara sıra yarattığı sorun da hoş olmayan durumlara sebebiyet verebiliyor.

Sayfa 2

                Gizlilik konusunda da Conviction açıkçası fazlasıyla zayıf kalmış. Yeterli sayılsa da önceki oyunlara karşın gizliliğin Conviction’daki etkisi çok zayıf kalır. Yani elimizdeki çok ses çıkaran ekipman ile siper al ve ateş et şeklinde de ilerleyebiliyoruz. Gizlilik zorunluluğu olan bir iki bölüm var ve oyundaki cesetleri taşıma yeteneğimiz de nedensiz bir şekilde kaldırıldığı için o bölüm de gereksiz yere, her ne kadar sessiz hareket ederseniz edin gereksiz yere zorlaşabiliyor. Ceset taşımayı kaldırmanın ne kadar saçma olduğu ortada olsa da nasıl bir mantığa dayanarak böyle bir şey yapılmış bilinemez. Sam ya da bu oyunda her ne kadar agresif olursa olsun herhalde ceset taşımaktan aciz değildir. Oyunu yer yer gereksiz yere zorlaştıran üstüne saçma olduğundan can sıkıyor bu durum. Öte yandan kilit açmak yerine kapıyı toptan indirmeyi tercih ediyoruz. Bu da “gizliliğin ne önemi kaldı ki?” Diye sormamıza neden oluyor. İlk bölümde kapının arkasını kırık araba aynasıyla kontrol ederken ilerleyen bölümlerde kameralı cihaz ile ya da yapıştırılabilir kamera ile gözleyebiliyoruz. Oyun ortalarındaysa elimize geçen bir cihaz ile bunlardan hiçbirine gerek duymadan kapı arkasında ne olup ne bitiyor görebiliyoruz.

Bu arada; yukarıdaki adamın şınav çektiği yok. Sam aslında adamı nazikçe sorgulamakta. 
 
                Yapışkan kamera ise odayı izlememizi saylayabilir, ses çıkartıp düşmanın dikkatini çekebilir ya da patlatılıp katliam yapmamızı sağlayabilir. Onun yanında oyunda elimizde bulunan çok çeşitli patlayıcılar her ne kadar etkili ve iyi düşünülmüş olsalar da çoğunlukla gizliliği anlamsız kılıyorlar, daha doğrusu onları kullandıktan sonra bizi elimizde ne kadar silah varsa kullanmaya ve bizi oyunda genel olarak karşılaşacğımız “siper al, ateş et, katliam yarat” yoluna sürükleyeceğinden, gizlilikle oynamak isteyenler patlayıcıdan uzak durmalılar. Islık çalarak, bozuk para aratarak düşamnların dikkatini başka yere çekmek gibi özellikler kaldırılmış, yerlerine yapışkan kameranın çaldığı müzik gelmiş ki onların yerini tutamıyor yine de diğer oyunlarda bulunmayan bir özellik. Oyunda diğer Splinter Cell oyunlarının aksine bir Polat Alemdar rolüne giriyoruz. Yarı-gizli şekilde tek kişilik operasyon yapıp gerek ortalığı yıkarak, gerekirse de borulara tırmanıp gölgelere saklanarak ilerliyoruz.
 
                Oyunda, yakınlarımızdaki bir düşmanımızı ellerimizle öldürdüğümüzde işaretleme sistemi devreye giriyor ve bu sistem işaretlediğimiz düşmanları kontrol ettiğimiz karakter; aynı anda, yavaşlatılmış zaman dilimi içerisinde öldürebiliyor ve böylece bazı riskli çatışmalara girmemiş oluyoruz. Gizliliği korumak istediğimiz durumlarda fazlasıyla işimize yarayacak bu sistem; iz bırakma gibi, Conviction’un getirdiği harikalardan biri –Her ne kadar gizlilik sisteminde bulunan kritik öğeler çıkarılmış olsa dahi- denebilir. Oyun içerisinde kazandığımız “Achievement” puanları sayesinde bu yeteneği her silah üzerinden ayrı olarak geliştirebiliriz yani aynı anda vurduğumuz düşman sayısını artırabiliriz. Bu sayede bu yeteneğin geliştirildiği silahlar daha güçlü hale gelebilir.

                Her ne kadar kötü yanlarını eski bir Splinter Cell oyuncusu olarak eleştiriyorsam da Conviction’un bize eşi benzeri olmayan bir oyun deneyimi yaşattığını itiraf etmem gerek. Özellikle de co-op bölümlerinde. Ama şunu itiraf etmeliyim ki yapay zeka, zorluk ne olursa olsun pac-man’deki hayalerlerin mantığıyla çalışıyor. Koridorda ilerle, düşman varsa ye. Yine de zorlandığım anlar oldu (bu arada oyunu zor seviyede oynadım, diğer seviyeler biraz fazla kolay geldi. Size de zor seviye öneririm) ve defalarca ölmem de kaçınılmazdı. Tabi oyundaki bütün silahların ölümcül olması yani etkisizleştirme gibi bir seçeneğimiz olmadığından da çatışma kaçınılmaz oluyor.
 

                Hikayesi bana daha çok "24" ve "Live Free or Die Hard"ın karışımı gibi geldi. Hikaye konusunda bilgi vermek istemediğimden detaylara girmeyeceğim ama bu ikisini izlediyseniz aradaki benzerliği oynadıkça siz de fark edeceksiniz.

Sayfa 3

                Bu aralar oyunlar için “oyunun hemen öncesini” konu alan içerik yapılıyor. Bunlara Assassin’s Creed II ve Alan Wake’in “Prologue” filmleri verilebilir. Bunu neden söylediğimi merak ediyorsanız buna cevap olarak oyunun hemen öncesini konu alan iki splinter cell’in hikayesini anlatan bir başka hikayeyi co-op olarak oynayabildiğimizi söyleyebilirim. Sam Fisher’ın şimdiki halinin aksine önceki oyunlarda görmeye alıştığımız tam teşeküllü teknolojiye sahibiz ve hala cesetleri taşıyamıyoruz. Prologue’u co-op olarak yaklaşık altı saatte bitirebiliyoruz ve bana kalırsa: Oyunun en can alıcı altı saati de burada geçiyor. Bir arkadaşınızla beraber oyndığınız bu mod, kesinlikle Sam Fisher’ yönettiğimiz bölümlerden daha eğlenceli. Diğer multiplayer modları ise düşman avı, karşılıklı çatışma gibi özelliklere sahipler oyunun çoklu oyuncuda kendini gösterdiğini belirtmem gerekir ama eşleştirme sistemi ve Ubisoft’un DRM’ı büyük sorunlar yaratabiliyor.

                Oyun sesler konusunda başarılı bir iş çıkarıyor. Oyundaki tansiyonu başarılı bir şekilde yansıtan müzikler, oyun içerisinde çok iyi bir uyuma sahipler. Karanlıktayken kendini belli etmeyen ya da duyulmayan müzikler, çatışma başladığında ya da düşman bizi gördüğünde hareketlenmeye başlıyor ve bu grafiklerin zayıflığı ve oynanabilirliğin kısıtlılığını biraz kapatıyor denebilir.
 

                Ubisoft’un kopya koruma sistemi geri döndü. Bu konuda diyebileceğimiz fazla birşey yok. Zaten fazlasıyla kötü bir üne sahip olan sistem oyunu oynatmamak için elinden geleni yapıyor.
 

                Grafiklerden bahsetmem gerekirse geri kalmış bir oyun motorunun iyi kullanımıyla ortaya çıkan bir oyundan bahsettiğimi eklemem gerekir. Grafikler her ne kadar geri seviye olsalar da iyi kullanılmış gölgelendirme ve zayıf efektlerin doğru uygulanması motorun geri kalmışlığını göstermediğinden çok da büyük sorun olmuyor ama yine de efekt fakiri ve grafiksel açıdan çok da iç açıcı bir oyun olmasa da optimizsayon yüzünden çok hafıza yiyor ve bu da oyun performansını düşürebiliyor. Grafiklerin de o yüzden parçaların iyi kullanılmasıyla yapılmış bir makyajlama olsa da bu durum yanında performanısın düşmesini getiriyor.

                Son olarak demek istediğim; kimilerine göre hayal kırıklığı kimilerine göre başarılı bir eser olan bu oyun kötü denemez hatta başarılı da sayılır ama yıllar boyu yapılan gereksiz değişiklikler, özensizlik ve nedensiz oynamalar oyunu olması gereken yerden daha düşük bir noktaya taşıyor. Çok büyük bir potansiyele sahip olan bu oyunun üzülerek bu potansiyelin yarısını bile gösteremediğini söylesem de oynamaktan zevk alınabilecek bir oyun. Serinin eski oyunlarını oynayanlar ve beklediklerini alamayanlar için bir hayal kırıklığı olsa da seriye aşina olmayanlar için daha çok güzel bir aksiyon oyunu sayılabilir. Hikaye bir bakıma orijinalliğini yitirse de görüp neler olduğunu öğrenmeye değer. Kırpılmış oynanabilirlik farklı özelliklerle kendini kurtarıyor ve seslendirmeler belki de oyunun aksamayan tek yeri. Genel olarak karşımızı saldırıya uğrayıp, ağır yaralar alsa da, zehirlense de yaşamayı sürdüren bir Splinter Cell oyunu çıkıyor. Yani "Artık saklanmak zorunda olduğumuz değil de saklanabildiğimiz bir Splinter Cell" oynayacaksınız bu oyunla birlikte.